İran Savaşından Çıkış Var mı?

-
Aa
+
a
a
a

Ateşkes görüşmeleri pamuk ipliğine bağlıyken, Hürmüz Boğazı üzerindeki artan gerilimler sert bir gerçeği ortaya koyuyor: Tırmanış, küresel bir ekonomik felaketi tetikleyebilir—ve ABD'nin iddia ettiğinden çok daha az kontrol sahibi olduğu anlaşılabilir.

""

Chris Hedges: Kontrol illüzyonu dağılıyor.

Kamuoyuna anlatılan hikâye; kontrolün elde olduğu—ölçülü bir tırmanışın, stratejik baskının ve istikrarsız bir bölgede sonuçları şekillendiren bir süper gücün varlığı üzerine kurulu.

Oysa gerçek tamamen farklı.

Ateşkes için belirlenen son tarih yaklaşırken, Amerika Birleşik Devletleri artık şartları dayatan taraf değil—onlara tepki veren bir aktör konumunda. İran ise Hürmüz Boğazı’nı daraltma ya da yeniden açma kapasitesi sayesinde, hiçbir söylemin etkisiz kılamayacağı bir tür kaldıraç gücünü elinde tutuyor. Petrol akışları, gübre tedarik zincirleri, deniz taşımacılığı rotaları ve küresel gıda sistemleri bu dar koridordan geçiyor. Ve şu anda o koridor istikrarsız.

Bu anı tehlikeli yapan sadece savaş ihtimali değil—savaşın yapısal niteliğidir.

Bu, kaotik bir çöküş değil. Bu, baskı altında kalan bir sistem: tırmanışın sürmesi için baskı yapan İsrail, gerilimin düşürülmesini zorunlu kılan ekonomik gerçekler ve bu ikisini uzlaştırmakta zaman zaman ya yetersiz kalan ya da isteksiz görünen bir ABD yönetim aygıtı. Ortaya çıkan tablo ise stratejiden çok çelişkilerle tanımlanan bir politika ortamı.

Bu konuşmada Profesör John Mearsheimer net bir değerlendirme sunuyor: Bu koşullar altında Amerika Birleşik Devletleri, İran’la tırmanan bir çatışmayı kazanamaz. Çatışma uzadıkça, güç dengesi Washington’dan uzaklaşıp Tahran’a doğru kayıyor. Bu sırada zaten kırılgan olan küresel ekonomi, sarsıntıyı eşzamanlı olarak içine çekiyor: enerji kesintileri, gübre kıtlıkları, artan gıda maliyetleri ve sistemsel bir çöküşün yavaş yavaş yaklaşan tehdidi.

Savaşın başlangıçtaki hedefleri—İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmak, bölgesel ittifaklarını zayıflatmak ve üstünlük kurmak—henüz gerçekleşmiş değil. Hatta bazı durumlarda bu hedeflerin tersine döndüğü bile görülüyor.

Geriye giderek daralan bir seçenekler kümesi kalıyor. Tırmanış, dünya genelinde yankı bulabilecek bir ekonomik krizi tetikleme riski taşıyor. Gerilimi düşürmek ise Washington’ın—ve müttefiklerinin—uzun süredir direndiği tavizleri gerektiriyor.

Bu iki yolun arasında ise kırılgan ve geçici bir ihtimal yatıyor: Çöküşü yalnızca ertelemeye yetecek kadar ayakta kalan bir ateşkes.

Bu imkânın sürüp sürmeyeceği, artık yalnızca bölgesel değil, küresel sistem açısından da merkezi bir sorudur.

C.H.: İran, başlangıçta isteksiz davrandıktan sonra, ateşkesin sona ermesine 48 saatten az bir süre kala Amerika Birleşik Devletleri ile yeni bir müzakere turu için İslamabad’a temsilciler göndermeye hazırlanıyor. Ancak Tahran, ABD’yi ateşkesin uygulanmaya başladığı andan itibaren ihlal etmekle suçluyor; 13 Nisan’dan bu yana Hürmüz Boğazı’nda sürdürülen ABD deniz ablukasını ve bir İran konteyner gemisine el konulmasını buna gerekçe gösteriyor.

Her iki adımın da hem ateşkesin hem de uluslararası hukukun ihlali olduğunu söylüyorlar. İran ise, ABD kendi tanımıyla “saldırgan eylemler” olarak gördüğü bu adımları sürdürürse, İran güçlerinin buna uygun şekilde karşılık vereceğini belirtiyor.

Tahran’ın, İslamabad’daki ilk müzakere turu öncesinde sunduğu 10 maddelik teklif, sonraki görüşmelerin temelini oluşturuyor. Ancak bu 10 madde, ABD’nin defalarca reddettiği bir dizi koşul içeriyor. Bu talepler arasında; İran’a yönelik tüm birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılması, Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün sürmesi, ABD’nin Orta Doğu’dan askeri olarak çekilmesi, İran ve müttefiklerine yönelik saldırıların sona erdirilmesi, dondurulmuş yaklaşık 100 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılması ve herhangi bir anlaşmayı bağlayıcı kılacak bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı yer alıyor.

Peki şu anda neredeyiz? Trump yönetimi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel ekonomiyi boğma kapasitesi karşısında taviz vermeye hazır mı? İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulunan İsrail’in rolü —özellikle de savaş öncesinde boğazdan geçen petrol ve doğalgazın yaklaşık %20’sinin şimdi belki yalnızca %5’inin akabildiği bir durumda ne olacak? Küresel ekonomi, zaten ağır bir baskı altındayken, küresel bir ekonomik krizi tetiklemeden önce daha ne kadar dayanabilir?

Orta Doğu’daki krizi değerlendirmek üzere konuğum Profesör John Mearsheimer. Kendisi, Chicago Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanında R. Wendell Harrison Seçkin Hizmet Profesörüdür. West Point’ten mezun olan ve ABD Hava Kuvvetleri’nde yüzbaşı olarak görev yapan Profesör Mearsheimer, aralarında Conventional Deterrence, Nuclear Deterrence, Ethics, Liddell Hart and the Weight of History, The Tragedy of Great Power Politics, The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy ve Why Leaders Lie: The Truth About Lying in International Politics gibi eserlerin bulunduğu çok sayıda kitabın yazarıdır.

Benim için asıl büyük soru şu, John: Sence Trump yönetimi bunun aslında İran’ın kontrol ettiği bir oyun olduğunu fark ediyor mu? Yani özünde, Hürmüz Boğazı üzerindeki boğucu hâkimiyetleri sayesinde, şartları büyük ölçüde onların belirleyeceğini görüyorlar mı?

John Mearsheimer: Chris, söylediğin noktayı biraz daha vurgulamak isterim. Bence şu çok açık: Eğer gerilimi tırmandırırsanız—ki Trump yönetimi, Çarşamba günü ateşkes sona erdiğinde bunu yapma tehdidinde bulunuyor—bu savaşı kazanamayız.

Hatta şunu söylemek mümkün; Amerika Birleşik Devletleri’nin gerilimi tırmandırması aslında İran’ın lehinedir. Çünkü bu savaş ne kadar uzarsa ve Basra Körfezi’nden—hatta belki Kızıldeniz’den—çıkan petrol miktarı ne kadar azalırsa, bu durum İran için o kadar avantajlı olur.

Bu yüzden gerilimi tırmandırmanın bizim açımızdan hiçbir anlamı olmadığını düşünüyorum. Asıl kritik soru—“64.000 dolarlık soru”—Başkan Trump ve danışmanlarının bunu anlayıp anlamadığı. Benim tahminim, bunun farkında oldukları yönünde. Bu nedenle, Çarşamba günü ya da öncesinde, gerilimi tırmandırmak zorunda kalmamak için bir tür anlaşmaya varmak adına büyük çaba göstereceğimizi düşünüyorum.

Yönetimin gerilimi tırmandırmak isteyeceğine inanmakta zorlanıyorum. Ama Trump yönetimiyle—özellikle de Başkan Trump söz konusu olduğunda—hiçbir şey kesin değil. Bu yüzden kesin konuşmak zor, ancak onların gerilimi daha da artıracağını düşünmüyorum.

Bence bir anlaşma oluşturmaya çalışacaklar; eğer gerekli unsurların tamamını yerine getiremezlerse de, ateşkesi uzatmayı tercih edeceklerdir.

Benim bu sürecin nereye evrileceğine dair çıkarımım bu.

MÜZAKERE GERÇEKLİĞİ

C.H.: Sana bu 10 maddeyi sormak istiyorum; çünkü bunların birçoğu—ABD’nin bölgedeki askeri üslerini kaldırması, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün sürmesi gibi—Amerika Birleşik Devletleri için oldukça zor kabul edilecek talepler.

J.M.: Bunda hiçbir şüphe yok. Ben sık sık şunu söylüyorum: Bu hafta bir uzlaşma ihtimali üzerine konuşulurken, odak genellikle nükleer meseleye—özellikle de zenginleştirme konusuna—kaymış durumda. Tazminatlar, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı’nın kimin kontrolünde olacağı ya da ABD’nin bölgedeki askeri üsleri ise neredeyse hiç konuşulmuyor.

İranlılar, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin altı ay sonra yeniden İran’a saldırmamasını garanti altına alacak bir tür güvenlik düzenlemesi elde etmeye son derece önem veriyor. Bunlar son derece karmaşık meseleler.

Tek başına nükleer meseleye bakıldığında bile bunun nereye varacağı belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın zenginleştirme kapasitesini tamamen ortadan kaldırmak istiyor. İran ise buna yanaşmıyor. ABD ve İsrail, zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasını talep ediyor; İran ise bunun gerçekleşmeyeceğini söylüyor.

Uzlaşma gerekecek; ancak bunun ne kolay ne de hızlı gerçekleşmesi beklenir.

İSRAİL BASKISI

C.H.: Netanyahu hükümetinin saldırıları yeniden başlatma tehdidi var. Ayrıca Kushner ve Witkoff gibi isimlerin etkisi söz konusu—bunlar Trump’ı gerilimi tırmandırmaya itebilecek durumda mı?

J.M.: Onlar olmasa bile, Amerika Birleşik Devletleri’nde İsrail yanlısı çevrelerden gelen muazzam bir baskı var. Bu da Trump’ın ne ölçüde taviz verebileceğine gerçek sınırlar getiriyor.

Aynı zamanda Trump diğer taraftan da baskı altında—tırmanmanın yol açabileceği ekonomik çöküş riski. Bu durum devam ederse, küresel ekonomi adeta uçurumdan yuvarlanabilir. Asıl hızlı bir uzlaşmaya yönelten motivasyon da bu.

Ancak İsrail’in bu savaşı sona erdirmek gibi bir niyeti yok. İran’ın kesin ve tartışmasız bir şekilde yenilgiye uğratılmasını istiyor.

Ve eğer bu savaşta şimdiye kadar kazanan bir taraf varsa, o da Amerika Birleşik Devletleri değil—İrandır.

LÜBNAN VE BÖLGESEL DİNAMİKLER

C.H.: Lübnan, bu sürecin önemli bir alt başlığı oldu. İsrail, ateşkes sırasında bile saldırılarını sürdürdü.

J.M.: İsrail’in anlamlı bir ateşkese gerçekten ilgi duyduğu fikri ciddiye alınamaz. İsrail’in asıl ilgilendiği şey, Hizbullah’ı zayıflatmak ve Lübnan’ı istikrarsızlaştırmaktır.

Bu durum aynı zamanda İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki müzakereleri de zayıflatıyor.

KÜRESEL EKONOMİK KRİZ

C.H.: Küresel ekonomi boyutunu ele alalım.

J.M.: Karşı karşıya olduğumuz felaketin birden fazla boyutu var. Ben bunu sık sık Titanik’in buzdağına doğru ilerlemesine benzetirim. Henüz çarpmadık—ama çarparsak, ortaya çıkacak yıkım felaket boyutunda olur.

Şimdiden şunlar yaşanıyor:

  • Helyum kıtlığı (mikroçip üretimi için kritik)
  • Alüminyum ihracatında yavaşlama
  • Gübre krizi (küresel arzın %30’u sekteye uğramış durumda)
  • Artan gıda güvensizliği
  • Azalan petrol akışı
  • Yaklaşan dizel ve jet yakıtı kıtlığı riski

Asya şimdiden ağır sonuçlar yaşıyor. Sırada Avrupa var. Onu Amerika Birleşik Devletleri takip edecek.

Eğer bu savaş tırmanırsa, sonuçları yıkıcı olacaktır.

TRUMP’IN KARAR ALMA DİNAMİKLERİ

C.H.: Bir de liderlik meselesi var.

J.M.: Trump uzmanlığa saygı duymuyor. Her şeyi bildiğine inanıyor ve uzman görüşlerine ya da Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlara kulak vermiyor.

The Wall Street Journal dâhil olmak üzere bazı haberlere göre, düşürülen ABD pilotlarını içeren bir kriz sırasında Trump saatler süren bir öfke patlaması yaşadı; öyle ki danışmanlarının, onu karar alma süreçlerinden geçici olarak uzak tutmak zorunda kaldığı ifade ediliyor.

Eğer doğruysa, bu durum kriz liderliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurur.

SON DEĞERLENDİRME

Bu savaşa dört temel hedefle girdik:

1 İran’ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerine son vermek
2 Bölgesel müttefiklerine verdiği desteği durdurmak
3 Füze kapasitesini ortadan kaldırmak
4 Rejim değişikliği sağlamak

Dördünde de başarısız olduk.

Aslında İran artık eskisine kıyasla daha fazla kaldıraç gücüne sahip—buna Hürmüz Boğazı üzerinde fiilî bir kontrol kurabilme kapasitesi de dâhil.

Sonuç, stratejik bir felaket.

Trump artık köşeye sıkışmış durumda:

  • Tırmanışı teşvik eden İsrail baskısı
  • Gerilimin düşürülmesini zorlayan küresel ekonomik baskı

Hareket alanı neredeyse yok denecek kadar dar.

Kırılgan bir ateşkesle mi yol alacağız? Yoksa donmuş bir çatışmaya mı sürükleneceğiz?

Evet—elde edebileceğimiz en iyi sonuç bu olabilir.

Eğer ekonomik çöküşün eşiğine gelirsek, bu bir anlaşmayı zorlayabilir. Ancak böyle bir anlaşma büyük olasılıkla İran’ın lehine olacaktır.

Temel nokta şu: İran direksiyonun başında.

Ve köklü bir değişim gerçekleşmedikçe, bu çatışma uzun süreli bir istikrarsızlığa—hatta muhtemelen çok daha kötü bir noktaya—doğru ilerliyor.


* Chris Hedges'in John Mearsheimer ile gerçekleştirdiği 'Is There a Way out of the Iran War?' adlı söyleşi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.